‘Reklam’ kategorisi için Arşiv

Ambient Advertising (Ortam Reklamı)

Pazartesi, 08 Mart 2010

Çok düşük maliyetli ama çok hoşuma giden bir reklam, Electrolux elektrikli süpürge reklamını görüyorsunu yukarıda…

Ambient reklamı olarak kulağı en az tırmalayıcı biçimde çevirdiğim reklam türünü kısaca özetleyen ve örneklerle zenginleştiren bir yazı oldu bu.

(daha fazla…)

Pazarlamanın perde arkası: Ayna Nöronlar

Cuma, 12 Şubat 2010

Ayna nöronların keşfi pazarlama ve reklamcıların ekmek yemesine vesile olan önemli bir keşifmiş. Martin Lindstrom tarafından yazılan Buyology isimli kitabı okudum geçen gün ve hoşuma giden kısımları kendi örneklerimi de ekleyerek sizlerle paylaşmak istedim..

Ayna nöronları inceleyen ilk kişi Giacomo Rizzolatti olmuştur. Etik sebepler dolayısıyla insan beyni üzerinde elektrot yerleştirme izni olmadığı için araştırmalar makaklar üzerinde yapılmıştır (Yıl 1992). İncelemelerde nörologların motor öncesi bölge dedikleri bölge incelenmiş. Maymun bir cevizi kaparken bu bölgede aktivite görülmüş. Bir gün Rizolatti, öğrencilerinden birisini elinde dondurma külahıyla görünce maymunun ona imrenerek baktığını ve motor hareketler esnasında aktif olan kısmın tekrar aktif olduğunu fark etmiş. Maymun hiçbir eylemde bulunmamış olmasına rağmen dondurmayı yemiş olduğu takdirde beynin göstereceği tepkiyi vermiştir. Bu nöronlar bir eylemi başkasında gözlemlerken harekete geçen nöronlarmış.
Bu nöronların çalışması belli bir nesneyi içeren hareketlere verilen tepkilerle olurmuş. Yani koşmak yürümek değil de, birisinin karpuz yediğini görüp canınızın karpuz çekmesi gibi nesne (karpuz) içeren durumlar gibi… Çocukken en çok dondurma çekerdi canım. Demek ki o bölge aktive oluyormuş…

Mesela bilgisayardaki motor yarışında kafanızın istemsice sağa yatması, futbol maçı izlerken şut atılınca kasılmanız, sinemada Ada ile Alper (Issız Adam)’in son sahnesinde gözleriniz dolması, hastahanelerde kendimizi hasta gibi hissetmemiz, babanne/annanenizin vurdulu kırdılı filmleri izlerken of of ay ay demesi… Bunların hepsi ayna nöronların marifetidir.
Hatta birisinin başına gelen kötü olaylardan zevk almanın bile ayna nöronlarla ilgili olduğu düşünülür. ESNEME.. ESNEME.. Esnediniz mi? Yani ayna nöronlar sadece gözlemlerken değil, dinlerken, okurken her zaman olabilir.
Belki de köpeğimi denizin üstünde kucakladığım zaman patilerini yüzer gibi yapması da bundandır.

Şimdi öğrendiğimize göre uygulamaya geçelim. Bir mağazanın vitrinine bakıyoruz. Mankenin üstünde daracık çok hoş bir kot taşlanmış, çok tatlı bir pembe bluz yazlık… Fular… Veya çok hoş bir takım beyaz.. Siyah şık bir gömlek..


İçsesiniz: Ah ben de alsam şu kottan bir de bluz.. Fırfırlı .. Ben de böyle gözükürüm, işte tam bu manken gibi.. XX veya XY de çok beğenir beni böyle görünce.  Dışses: Pardon ben bu bluz ve kotu denemek istiyorum, …. alıyorum bunları… Trink! İşte olay bu kadar basit!

Özenmek, bir kişiliğe bürünmek

Bu fikirle ortaya çıkan hangi ürünler var desem aklınıza gelmez ama yardımcı olayım o zaman fark edeceksiniz:
1.Nintendo Wii Guitar Hero: Gitarınızı boynunuza asıyorsunuz ve şarkıyı çalmaya başlıyorsunuz. Ve bir anda kendinizi gerçekten şarkıyı söyleyen gibi havalı karizmatik ve beğenilen birisi gibi hissediyorsunuz. Ayrıca onun gibi gitar çalabildiğinizi, aynısını yapabildiğinizi düşünüp kendini becerinize hayran kalıyorsunuz. Fiyat 90 dolar civarında.
2. Giyim’de bunu herkes yapıyor ama Abercrombie Fitch bunun en kralın yapıyor arkadaşlar. O taze beyinler Abercrombie giyince mağazalardaki koca göğüslü albenisi hayli yüksek mankenler gibi çekici, veya o kaslı erkekler gibi karşıkonuamaz olduklarını hissediyorlar. Ve bu hisle dolup taşarken içleri, aynı anda kollarının altına birkaç üst baş sıkıştırıp kasa kuyruğunda heyecanlı bir bekleyişe başlıyorlar. Abercrombie Fitch Londra mağazasında evet, gerçekten de 2 metrelik kasa kuyruğu var, şahidim ben gördüm. Kasayı terk ederken elde o fiyakalı abercrombie fitch yazılı poşetlere çıkmanın manevi değeri pahabiçilemez.

Ayna nöronlardan bahsederken çağrışımlardan bahsetmiştim. Ayna nöronların çalışmasının ökoşulu dopamindir. Yani bağımlılık yapıcı mutluluk salgısı. Yeni olan birşeyleri satın alırken insan heyecanlanır o sırada dopamin salgılanır. Hatta kimi zaman satın alma düşünüldüğünde dopamin salgılanır ve satın alma işlemi çok hızlı olur. Ertesi gün bunu ben neden aldım diyebilirsiniz. Mesela mağazalarda çok duydum şunu:
Müşterinin beyninde akıp gider düşünce: Evet evet yeni birşey yeni bir elbise ihtiyacım yok ama güzel bu güzel! Haydi almalıyım almak almak!
Ödeme yapılır.. Dopamin salgısı en yüksektedir… Kapıya yönelinir..
Kasiyer: Hanımefendi paketinizi almayı unuttunuz!
Hatta belki 1 yıl sonra müşteri şöyle düşünebilir: Bunu da aldım ama hiç giymedim… Versem mi birisine? Rengi de soluk gösteriyor zaten beni..

Sırf kıyafette değil iPhone’dan Harley Davidson’a kadar tüm bu markalar bu dopamin salgısının etkisi ile bize çok havalı geliyor. Bu hava atma beğenilme duygumuzun altına karşı cinsi etkileme var aslında. Yani herşey dönüp dolaşıp cinselliğe ve karşı cinse bağlanıyor.

Yapılan araştırmalarda dopamin salgısının bir ürünü satın almaya karar verdiğimiz ilk anda salgılandığı bulunmuş. Fakat araştırmalar şunu da gösteriyor ki bu eylemi yapan 1. elden siz olmasanız birisinin bu işlemi adım adım yaşamasına tanık olsanız dahi aynı heyecanı yaşarsınız. fMRI ile yapılan beyin taramalarında bir paketi açarken veya yeni birşey satın alırken beyinde aktif olan kısım ile bir başkasının yeni birşey almasını izlerken aktif olan kısımla aynı. Diğer bir deyişle youtube’dan birisinin iPhone alışını seyretmek ile kendinizin iPhone alması aynı hisleri yaşamanıza sebep oluyor.

Dopaminin yanıltıcı etkisinden kurtulmak isteyen dopaminzedelere bir tüyo vereyim: alım kararınızı erteleyin. O dükkanı terk edip başka yere gidin eğer gün sonunda hala o ürünü almayı istiyorsanız alabilrisiniz fakat büyük bir ihtimalle aklınıza bile gelmeyecek yani almış olsanız bile unutacaksınız onu.. Eğer hatırlıyorsanız ve hala istiyorsanız kararınız kesinse gerçekten ihtiyacınız var diyebiliriz.

Markalar için ise tavsiyem, nöromarketingi yapın! Calvin Klein’in yolundan gidin. Hep ses getiren seksi çağrıştıran, hatta pornografik olduğu gerekçesiyle ertesi gün kaldırılan reklam panolar ile Klein efsane haline geldi. Marka insanda seksi, beğenilmeyi çağrıştırsın, en kısa ve en verimli yol bu!

Burası İstanbul / Here is Istanbul

Salı, 02 Şubat 2010

Mavi Jeans – Burası İstanbul

Bu yazıma başlarken aklımdaki fikir bu güzel ve başarılı sayılabilecek, fakat tabii ki de negatif geri bildirimleri de beraberinde taşıyan bir reklam filminden bahsetmekti. Fakat sonra bu reklam filmini çeken ajansı araştırdım ve Ali Taran ismiyle karşılaştım. Minik bir parafrafta Ali Taran’a yer verip devam edeceğim:

Normalde Ali Taran sektörde çok bilinir, fark yaratır bir kişi (ajans)’mış fakat sektörde olmayanlar pek ismini bilmezmiş. Hatırladığımız birçok güzel reklamın altında aslında Ali Taran Creative Workshop (ATCw)’nin imzası var:

  • Filli Boya
  • BMC (Şafak Sezer’in BMC fabrikasındaki çaycıyı oynadığı sahne, Meendis beey meendis beeyy diye gider…)
  • Fındık Tanıtım Grubu (FTG) daha doğrusu şöyle demeliyiz: Agaanigi naganigiiii
  • Ali Desidero ile Derby Traş Bıçağı
  • Mavi Jeans, Cem Yılmaz blucinini yıkar ve asar…

Ayrıca kendisi bir (işlevsel!) TV programında jüri olarak görev alıyormuş. Artık kendisini pazarlamaya geçmiş, yani ismini duymayan kalmayacak fakat hangi sektörde çalıştığını bilmeyen grup pek aydınlanmış sayılmayacak.

Buralarda yokken guerilla marketing adına Türkiye’de göğüs kabartıcı gelişmeler olmuş.

İlk adım Vodafone’dan gelmiş: Özgür cep isimli yeni tarifesini tanıtmak için kimi internet sitelerini hackleyerek 1 saatliğine kapatmış ve kendi kampanyasını duyurmuş.

Vodafone Hack adı altında trafik yoğunluğu yüksek ve 25 yaş altına hitap eden birçok site ( komikler.com, izlesene.com, ortakantin.com, sinemalar.com, webaslan.com, sporx.com, akampus.com gibi siteler) 30 sn boyunca Vodafone tarafınadan kapatıldı. Uludağ Sözlük ise bu sitelerden farklı olarak 1 saat süreyle Vodafone tarafından Hack‘lendi. Metin yazarlığı ve medya planlaması açısından (Kampanya’nın mimari C-Section medya planlaması Isobar) çok başarılı bulduğum kampanyanın amacı Vodafone’nun Cep Özgür tarifesini duyurabilmek.

Ayrıca outdoor yani dışmekan reklamlarında da sprey boya ile reklam panosunun üstüne yazılmış görünümü veren afişleri heryana koymuşlar. Dikkat çekti mi? Çekti.. Fakat bu reklamlardan hoşnut olmayan gruplar da var. Fakat hoş.. Neden?

1. Farklı

2. Outdoorlar haricindeki eylemlerin çok pahalıya patladığını sanmıyorum, getirdiği sese ve yarattığı farkındalık durumunu değerlendirirsek verimli bir çalışmaydı

3. Pasif duruştan aktif duruşa geçişin işaretçisi, triopol (denir mi bilmiyorum ben yapım!) bir pazardan bahsediyoruz, biraz aktivite olmalı. Yurt dışında O2, Orange, Vodafone , 3, T-Mobile çok güzel müşteri kapmaya oynuyorlar!

İkinci adım Mavi Jeans’ten gelmiş: Burası İstanbul adı ile iddialı bir reklama başlamışlar. Mavi Jeans’in birçok ürününde İstanbul teması işlenir. Tişörtlerde net biçimde görebilirsiniz. Bu reklamlarla yeni bir tarzı, özgün tarzı savunan, İstanbul’un  kapalılıktan, tekdüzelikten yani geleneksel yapısından sıyrılıp kozmopolit yapısını ön plana çıkaran, değişimi ve farklılığı kaldıran bir şehir olarak vurgulanmış.. Bu reklam özellikle hoşuma gitti. Nedenler???

1.Ali Taran’ın elinden çıkmış olması beğenimi toplamasına yetti,

2.Reklam sadece Türkiye’de değil yurt dışında da here is Istanbul şeklinde yayınlanıyormuş.. Istanbul’u tanıtan bir güzel reklam olduğu için sevdim

3.Anlatması zor ama İstanbul’a özgü karakterler marka üzerine yansıtılıyordu. İstanbul’u seven birisi, bu markaya da sempati duyacaktır. Bkz: DKNY de New York üstünden gidiyor..

4.Negatif tepki de alacaktır. İstanbul’un iki ucu var sonuçta sen kimi kandırıyorsun kardeşim diyenler de olacaktır. Burası Bursa! İstanbul değil diyen de olacaktır.. Tahminimce negatif tepkinin geldiği kesim de hedef kitle değildir. Yeni bir tart bir görünüş arayan kendini ifade biçimi olarak giyim ve modayı gören genç kesime bu mesaj ulaşmış olacaktır..

5. Fark edenler olmuştur, Mavi Jeans olarak değil Mavi olarak yapıyorlar reklamı, yani ürün grubunu kısıtlamıyorlar.. Başarılı! Zekice..

Sonuç olarak güzel çalışmalar, emek var, fikir var, başarısız bile olsa bunları görmek güzel, daha fazlasını bekliyoruz!

Chanel No 5, Audrey Tautou

Pazartesi, 18 Ocak 2010

Şu anda Türkiye’de gösterilmediğini duyduğum bir Chanel reklamını bloguma konu yapmak istedim. İskoçyada reklam panolarını süslüyor. Avrupada da birkaç yerde gösteriliyor olmalı çünkü internette çok fazla blogda ve websitesinde bu reklam hakkında yazılarla karşılaştım. Reklamın yönetmeni Jean-Pierre Jeunet. Pierre Juenet ile yapılan bir röportajı aktararak başlayayım.
»Her zaman gece trenlerini ve onların büyüsünü sevdim: insanın aklında soru işaretleri bırakmak için çok büyük bir olanak tanıyor. O trende bir kadının bir erkekle tanışma fikrini gerçekten çok sevdim. Her ikisi de birbirini düşünüyorlar. Birbirlerine ulaşamamanın getirdiği pişmanlığa rağmen hayatlarına devam ediyorlar. Kader ve tesadüflerle oynamayı seviyorum. Kadının hipnotize edici kokusu ile hikayenin yürüyüp gideceğini biliyordum. Soyut olana şans vermeliydik. (Soyut = intangible)

Chanel 5 ve parfümün yeni yüzü Audrey Tautou. Chanel No.5 ‘ın bundan önceki yüzü Nicole Kidman’dı. Nicole Kidman 2004′te 2 dakika süren reklam filminde oynayarak £18 milyon almıştı.Audrey’in seçilmesi çok yerinde bir karar Chanel için çünkü Audrey genç Coco Chanel’i simgeliyor. Kendisini Amelia filminden ve The Da Vinci Code filminden hatırlarsınız. Genç, kendine has bir saflığı, güzelliği ve çekiciliği var. Ayrıca çok naif ve duru bir bakışa sahip. Audrey’in seçilmesinin sebebi bence mevcut pazarı korumak ve daha genç kitleyi de müşteri çemberine çekmek. Şimdi reklam filmini inceleyelim:

İki yabancı arasında geçiyor. Tatou ve Travis Davenport Paris’ten İstanbul’a Orient Express ile geliyorlar.

Aralarında bir konuşma geçmiyor. Sadece renkler, görüntü ve İstanbulun güzelliği konuşuyor…

Ve arka planda çalan şarkı: Billie Holiday – “I’m a Fool to Want You” (Seni istediğim için aptalım).  İkisi de birbirlerine karşı bir çekim hissediyorlar, ve son olarak yanılmıyorsam Haydarpaşa tren istasyonunun içinde birbirlerini buluyorlar. Ve kamera açısı değişince farkediyoruz ki o da ne? Chanel logosu var…

Reklam filminin uzunluğu 2 dakika 25 saniye. Aslında bu rekalm filminin bir de gerçek filmi var. Mayıs 2009′da reklam filmi çekildi. Aynı zamanda da Fransa’da Audrey’in başrolde olduğu Coco Avant Chanel’in ilk gösterimi gerçekleşti. Chanel 5 sayısı ile biraz takıntılıymış diye okudum.

Chanel No5 ile ilgili olarak:

1953′te  Marliyn Monroe’ya sormuşlar… Geceleri ne giyersiniz diye, kendisi de sadece Chanel No.5 demiş… Chanel No.5′ın durmak bilmeyen başarısında celebrity endorsement (ünlü kişilerin bir ürün ile bağdaşması sonucu ortaya çıkan, ürünün yararına sonuçlanan bir pazarlama türü) etkisini görüyoruz arkadaşlar :) Kadın = Marliyn Monroe = Chanel No.5

Ayrıca 2009 yılı Chanel No.5′ın 88.yılı!

5 rakamı parfümün yaratıcısı Gabrielle Chanel’in uğurlu rakamıymış. Birçok tarihin 5 olması ile bunun biraz takıntı olma yolunda olduğunu iddia etmek mümkün. Mesela kısa filmin TV’de gösterime girmesi 5 Mayıs yani 05.05.

KFC asfalta, yangın musluğuna reklam vermiş!

Cuma, 08 Ocak 2010

Reklama ayrılan bütçelerin kısılması ile 2010 yılı ilginç reklam ve pazarlama örneklerine şahit olacağımız bir yıl olacak gibi gözüküyor. Bu trendin ilk örneği Kentucky Fried Chicken’a (KFC) ait. Amerika’nın Indiana eyaletindeki iki şehir KFC’nin logosunu sadece beyaz renk kullanarak  yerel yangın musluklarının üstüne basmasına izin verdi. Bu şekile KFC kızarmış tavuk kanatlarının reklamını yaparken yangın musluğu ile kurulacak bağlantı sayesinde akıllarda kalmayı farklı olmayı planlıyor. Kampanyanın maliyeti 20 bin dolar. Peki getirisine bakalım. Kaç kişiye ulaşacağı konusu ise  limitsiz.

KFC yangın musluklarının tamiri, geliştirilmesi ve boyaması gibi genel masraflarını karşılayacak. Çünkü bu iki şehirde de bu tür masfrafları karşılayacak bütçe olmadığından böyle bir imtiyaz veriyorlar.
Geleneksek reklamcılık sonlanıyor da artık yaratıcı bir reklamcılık mı başlıyor? Hoşgeldin 2010 başka neler getirdin bize?

Linkteki videoda KFC asfalt üstüne reklamını koyuyor. Yine tamiratın masrafını karşılamak sureti ile tabii ki…  Re-Freshed by KFC! :)

Reklam aynası

Cumartesi, 12 Eylül 2009

Sizlerle çok yeni olmayan ama yeni yeni yaygınlaşan bir reklam aracından bahsedeceğim. Ayna… Orta ve yüksek sınıfa hitap eden kimi mekanlarda kullanıldığına şahit olanlar olmuştur. Ben kendimden bahsedeyim. Mid point isimli mekanda yemeklerimizi yedikten sonra lavaboya girdim. Elimi yıkamak için aynaya yaklaştığımda sensör sayesinde beni fark eden aynada bir görüntü belirdi. Işıklarla şöyle bir yazı çıktı. Farklıydı dikkatimi çekti. ‘Buraya reklam verebilirsiniz! Telefon . . . ‘
Daha önceden fethedilmemiş bir topraktı aynalar. Lavabo evyesinin içine kadar reklamcılar istila etmişleri ama ayna hakikaten aklıma gelmezdi. Lavabonun içi derken Cevahir AVM’deki lavabo evyesinin içinde dökülmüş bir saçı andıran siyah çizgi görüyorsunuz. Su atıyorsunuz fakat geçmiyor. O sırada Revivogen markası gözünüze çarpıyor, Lavaboya dökülen saçlardan bunaldınız mı? gibi bir tümce ile mesajını iletiveriyordu.

Lavabolar kadar farklı olmasa da, bence reklam aynası kesinlikle rabet görecek ve zamanla da alışacağımız hatta rahatsız olabileceğimiz bir reklam aracı olarak görüyorum.

Biraz araştırdım, Bena Medya Pazarlama bu kampanyaları yürütüyormuş. Ve Ocak 2009da başlamışlar. Ben MidPoint’te rastladım. Bunun dışında Mirror, Cafe De Paris, Sahan Restorantları, Bebek Kahvesi, belgo, Ghetto, Blackk, Al Jamal, It’s a Joke ve Salomanje’de de kullanılıyormuş.

Carte D’or ve Unilever bu yolla reklam vermeyi deneyen firmalar arasındaymış.

Sadece yakınlaştığınızda sensöz sizi fark ettiği için uzaklaştığınızda ayna yine ayna görünümüne kavuşuyor. Bu sayede turnike mantığı ile reklamın kaç kere gösterildiğini yani kaç kişiye ulaştığınızı rakamsal olarak elde etme imkanınız da var.

Derslerde, seminerlerde hep şunu duydum: ‘Reklamın satışla pozitif etkisi’ Doğrudur tabi ki de reklamın satışa pozitif etkisi vardır fakat bu etki hiçbir zaman ölçülemez. Belki o sırada rakip fiyatları artmış o yüzden sizin ürününüze talep artmıştır. Bunu tam olarak ölçemeyiz. Bu sayede en azından reklamın kaç kişiye ulaştığı konusunda bilgi sahibi olabiliriz.
(Not: Ben olayı incelemek için aynaya yaklaşa uzaklaşa elimle sensörün yerini keşfetmeye çalışırken 5 kere aktive etmişimdir, bir kişiyi tekrar tekrar sayma gibi bir hata da kaçınılmaz.)

Mesela bu Midpoint Beyoğlu erkekler tuvaletindeki ayna:

Burası da yine Midpoint… Uzaktan böyle:

Aynaya yaklaşınca da hop böyle:


Bence bunu çok zekice kullanmak lazım. Hazır daha yeni iken her gören inceleyecektir. Böylece reklamın amacı olan müşteriye ulaşma kısmında en verimli zamanlar bu zamanlardır.

T&T Günlükleri – 2

Cuma, 19 Haziran 2009

Bu bölümde Thinker and Talker 2009 Kampının ikinci gününden bahsedeceğim.

2. Gün Reklamcılık (5 Oturum)

BİRİNCİ OTURUM

Konu hakkında ne söylesem yalan olur.

Konuşmacı: Salih Güngör

Salih Güngör siyahlar giymişti. Rahat bir insan olduğu tavırlarından kullandığı sözcüklerden belliydi. Kim olduğu hakkında bir fikrim yoktu. T&T sitesinde şöyle yazıyor:

” Salih Güngör, yaratıcılık hayatına 11 yaşında Gırgır dergisinde çizdiği karikatürlerle başladı. 14 yaşında Hürriyet Gazetesi’nde çizimlerini sürdürdü. Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Ana Sanat bölümünde öğrenimini tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi’de illustratör olarak başladığı reklamcılığa, sanat yönetmeni ve yaratıcı direktör olarak devam etti. Ardından dört yıl TBWA İstanbul ajans başkanlığı görevini yürüten Salih Güngör, 2.5 yıl NewYork TBWA/Chait-Day’de proje bazında kampanyalara imza attı. Şu an yeni projelerini hayata geçirmekle uğraşan Salih Güngör, fikir bulmanın refleks olduğuna inanır, “Hayalleri olanlar, asla uyumaz” felsefesini benimser. 25 Kristal Elma, 3 Uluslararası ödül sahibidir.”

Çocukken Gültepe’de oturuyormuş. Futbol sever haşarı ve dersleri kötü olan bir tipik çocuk profiline sahip olduğunu anlattı. Daha sonra Gırgır dergisinde yaptığı çizimlere geçen tesadüf dolu anılarını anlatarak hoş zaman geçirmemizi sağladı. Bize anlattığı şeyler 3 aşağı 5 yukarı linkteki röportaj ile aynıydı. Arka cebindeki akıl defterini çıkartarak birkaç kulağa küpe olası söz söyledi. İstediğini bil, egonu yen. Hayat kabul etmektir. Ayrıca Ali Taran’ın Salih Bey’in yaşamında büyük önemi olduğu da konuşmadan çıkartılan bir diğer noktaydı. Salih Güngör Can Yücel – Anlamak isimli şiiri de konuşmada yer aldı.

İKİNCİ OTURUM
Konu: Reklam Hakkında Herşey
Konuşmacılar:
Özgür Doğan, Springer&Jacoby Metin Yazar
Kübra Sönmez ve Rahşan Tan, ParaMarka kurucuları
Barış Özaydınlı – Klan Ajans başkanı

Özgür Doğan, Boğaziçi Matematik mezunu, Kanada’da bir süre yaşamış ve hayatın orada çok yavaş olmasından bahsetti. Kendisi de zehir gibi maşallah. Bu oturum hakkında akılda kalması gereken şey reklamcınınn staışı bilmesi gerektiğidir. Reklamcılar yaratıcı fikirleri eyleme dönüştüren kişilerdir. Reklam kariyerinde yükselmenin yolu karar verebilmek ve seçici olabilmektir. Bahsedilen diğer konular 360 derece reklamcılık, Web 2.0′ın reklamdaki yeri yani sosyal medya (facebook, twitter), mass kanallardı. Bazen de bilindik reklamlardan farklı olup daha iyi etki bırakan şeylerden bahsettiler. Mesela Mentos ile kolanın buluşmasından doğan patlama etkisinin gösterildiği videoları 3 haftada 4 milyon kişi izlemiş. Bir de Gittigidiyor.com’ için şarkı besteleyen gençlerin videosu yani resmi söylemle ” viral filmler” da tanıtımda büyük önem taşıyormuş. http://www.dailymotion.com/video/x6sjhk_ah-anam-lahanam_shortfilms

Kübra Sönmez paramarka.com’u tanıttı. Barış Özaydınlı Önce Migros’ta sonra Unilever’de çalışmış şimdi Klan Ajans Başkanı olarak görev yapıyormuş. Bizlere Seth Godin ve Tom Peters isimlerini tanıyıp tanımadığımızı sordu ve özellikle Tom Peters okumamızı tavsiye etti.

ÜÇÜNCÜ OTURUM
Konu: İnternet Reklamcılığı
Konuşmacılar:
Ekin İlyasoğlu, Logaritma Pazarlama/Satış Sorumlusu
Emre Tümer, Netbook Media Genel Müdürü
Orkun Tekin, Reklamz Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
Ali özen, Reklam Store Kurucu Ortak

Bu oturum esnasında reklam harcamalarının dağıtımı beni çok şaşırtmıştı.Harcamaların dağılımı şöyle: televizyon %52, basılı medya %34, açık hava %7, net %3, diğer %4. Net oranının bu derece düşük olmasını hiç beklemiyordum ama durum böyle arkadaşlar. Birçok sayısal veriyi de bizlerle paylaştılar.

DÖRDÜNCÜ OTURUM
Konu: Pazarlama İletişiminde Reklamın Yeri
Konuşmacılar:
Serhat Gürcü, Youth Republic Kurucu Ortağı (Genel Müdür)
Deniz İnce,Hayyen Enterprise Kurucusu
Eser Hakim, Marka Deneyim Danışmanı ( Oturum Moderatörü )

Eser Hakim, TRT1in siyah beyaz olduğu günlerden başladı konuşmasına. Reklamların nasıl geliştiğinden bahsetti bize. İlk reklamlardan da örnekler verdi.
Event Marketing’e değindi. Özgeçmişini ve e-mailini bizlerle paylaştı. Bu samimiyeti hoşuma gitti.
Tuğyan Çelik çok enerjik bir kişiydi. Belirtilen konuşmacılar arasında ismi geçmiyordu sempozyum esnasında fark ettik bunu. Kendisi yapılan reklam çalışmalarından örnekler sundu. Ve biraz geriye döndürdü bizi. İnternetle ilk tanıştığımız yılı hatırlayanınız var mı? 21.04.1993. İlk cep telefonu? O da 1994′te Türkiye’ye gelmiş. Yapılan ve akılda kalan reklam kampanyalarını özetleyeyim: Thirsty Black Boy, Absoluta World Reklamı, YKM Vitrininde yaşayan adam. Bu tür farklı reklamlara da Ambient Media deniyormuş kulaklarımızda küpe olsun.
Deniz İnce Leo Burnett isminden bahsetti. Önemli bir reklamcıymış Mr. Burnett. Bahsettiği bir diğer önemli  isim William Bill Bernbach, efsanevi Amerikalı reklamcıymış. Deniz ince ayrıca fMRI (functional Magnetic Resonance Imaging) olarak bilinen araştırma tekniğinin reklamcılıktaki yerinden bize bahsetti. fMRI’da akış şu şekilde oluyor, önce MR makinesi, sonra resim, sonra tepki, sonra yorum, sonra uzman, sonra sağlıklı bilgi, sonra da sahte bilgilerden kaçınmak.
Pazarlamacalılar insanları çeşitli özelliklerine göre gruplara ayırmışlardır. Toplum içinde bu grupların payları şöyle saptanmıştır:
A %1
B %9
c1 %18.9
C2 %31.6
D 28.5
E 10.8
Mesela Arçelik markasını ele alalım. A grubunu hefeledikleri zaman rekalm sloganları” Stil sizsiniz” oluyor. Ama C1 hedeflendiğinde “Arçelik demek yenilik demek” olarak piyasaya çıkıyorlar.
Ayrıca Howard Gossage reklamdan nefret eden reklamcı olarak literatüre geçmiş bulunuyormuş. Deniz İnci bu isimle ilgili de birkaç şeyi bizlerle paylaştı.

BEŞİNCİ OTURUM
Vak’a : İdeal’i Ararken…
Konuşmacılar:
Emin Çapa
Uğur Özmen

Emin Çapa’yı yakından görmek ve o yaydığı enerjiyi hissetmek apayrı bir konu. Öyle çok kapılıp gitmişim ki anlattığı şeylere bir tek not bile almamışım. Çok dobra, yetenekli ve birçok işin üstesinden gelebilecek bir insan. Mesela şunu anlatmıştı çok gülmüştük. Bizde bir sürü ekran var o anda hangi kanalda ne olduğunu izleyebiliyoruz.Bir gün baktım ekrana o da ne, Seda Sayan canlı yayında cüce yıkıyor. Herkes o kanalı açmış bakıyor. E biz haber yoğunlukta bir kanalız. Bizde de haber spikeri Güler Sabancı’yı canlı yayında yıkasın mı yani… Çok hoş vakitler geçirdikten sonra ikinci günü de böylelikle bitirmiş olduk.

Şişli Optik’ten Ray-Ban Wayfarer 2140 Çekilişi

Cuma, 29 Mayıs 2009

Şans oyunlarına düşkünlüğü olan bir milletiz. Bu millete de izinli pazarlama yapmak için bakınız Şişli Optik’ten çok hoş bir kampanya.

Ray-Ban Wayfarer 2140

Ray-Ban Wayfarer 2140

Başlangıç: 15 Mayıs 2009
Bitiş: 13 Haziran 2009
Çekiliş Tarihi: 18 Haziran 16:00
Sonuçlar: 25 Haziran’da Posta gazetesinde ve www.sislioptik.com adresinde

Ödül: Ray-Ban Wayfarer 2140

Jessica Alba'nın gözlüğü RayBan Wayfarer 2140

Kime?: Her gün  1 kişiye 1 adet olmak üzere ,30 gün süresince 30 talihliye toplam birim fiyatı 422 TL değerinde Ray-Ban Wayfarer 2140 güneş gözlüğü verilecektir. Her gün 1 kişiye katılımı için bir çekiliş hakkı verilecektir.Mükerrer katılım durumunda ilk çekiliş geçerlidir. (Doğru anladıysam çakallık yasak, yani 20 kere katılır da 19.da kazanırsanız bile ilk katıldığınız çekilişi sayacak.)

Bu yazıyı neden yazdım?

İzinli pazarlama örneğidir bu. Önce bir ödül verir kendinize çekersiniz. Müşteri size bilgilerini verir yani kendisine ulaşmanız için izin verir. Ona nasıl ulaşacağınız ise sanattır ve size kalmıştır. Belki de kampanya bitiminde ismim açıklandı mı diye internet siteniz kontrol edilir. Bir model dikkati çeker ve satın alınır. Veya almış olduğunuz mail adresine adresine güzel bir indirim haberi yollarsınız, ve yine pazarlama işini başarıyla tamamlanmış olur.

Google Toplantı

Pazar, 03 Mayıs 2009


Burada Tag’leme olmuyor ama sol baştan sayayım: Ben, Lauren Usui, Arzu’nun arkadaşı, Arzu, Zach Yeskel, Ali

1 Mayıs’ta Google BÜMED ‘de (Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği) bir organizasyon gerçekleştirdi. Erkek arkadaşım sayesinde bu organizasyondan haberdar oldum. Pek fazla duyurmamışlar açıkçası sağa sola. Herhangi bir şirketin gelip kendini anlatması gibi değildi daha farklı bir organizasyondu. Herşeyden önce interaktifti, planlıydı ve Google kendisine olan hayranlığımı bir kat daha pekiştirdi. Girişte katılımcılara yaka kartı verilmesi hoşuma gitti. Hazırlanılmış güzel bir organizasyondu.


Öncelikle katılım için rezervasyon yaptırmanız gerekiyordu. Katılımcıların çoğunluğu Boğaziçi Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi öğrencisiydi. Az sayıda da İTÜ, Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi de vardı. Toplantı 2 saat sürdü. 1 Mayıs olması dolayısıyla planlanan saatten (13:00) yarım saat daha geç başladı. Toplantı dememin sebebi şu: Salona girdiğim anda yaklaşık olarak 10 tane yuvarlak toplantı masası saydım diye hatırlıyorum. Her masanın üstünde o masanın üyelerinin konusu olacak olan GMail, Adwords ve Maps gibi konu bildiren bir etiketler vardı. Her masa 8 misafir için hazırlanmış, Google defterleri ve Google kalemleri yerleştirilmişti. Google’ın özgür ruhuna uygun olarak kenarda self-servis kahve çay, meşrubat masası vardı.

Toplantının gidişatını bizlere Eren Kantarlı, Google Türkiye Ürün Pazarlama Müdürü, anlattı. Eren Bey’in rahat ama kendine güvenen konuşması olayın gidişatı hakkında ipucu veriyordu. Google yetkilileri her 6 ayda bir gezerlermiş dünyanın bir ülkesini ve buradaki kullanıcıların ürünlere bakışı hakkında fikir sahibi olmaya çalışırlarmış. Eren Bey’in dediğine göre bir önceki gün dansöz kültürümüzü tanımışlar J Eren Bey programın ana hatlarından bahsettikten sonra her masaya iki Google çalışanı geldi. Benim masama Lauren Usui (Product Marketing Manager) ve Zach Yeksel (Product Marketing Manager) geldi. Hiç zaman kaybetmeden masadakilerle kaynaştılar. İsimlerimizi not ettiler. Söylemeden geçemeyeceğim, çok enerjikler ve çok gençler. İkisi de California’da çalışıyordu. Benim masamın haricindekiler Rusya, Japonya, Amerika, Dublin gibi çok farklı yerlerden geliyorlardı.

Programın akışına göre her grubun yapması gereken şeyler vardı. Kendimize bir grup ismi bulduk. Önce ürünleri tartışacaktık iyi yönleri kötü yönleri nedir onu bulacaktık. Daha sonra bu ürünleri nasıl zenginleştirebileceğimize dair fikirler geliştirdik. Ürünün pazar payını nasıl arttırabileceğimize dair sorular sordular, ayrıca bunu sıfır bütçe ile yapmamızı istediler. Daha sonra daha spesifik olarak Türkiye’de ürünün kullanımını nasıl arttırabileceğimizi konuştuk. Son aşama olarak her masa 3 dakika sürecek bir sunum yaparak fikirlerini ana hatlarıyla paylaştı. Yaklaşık olarak 30 dakikalık bir sunumdan sonra fotoğraflar çekildi, promosyon ürünler dağıtıldı.

GMail kullanıcılarının sayısını arttırmak için sıfır bütçe ile yapılabilecek fikirlerden birkaçı şöyle:

Üniversitelerde gönüllü olan öğrencileri seçmek onları “evangelist” olarak atamak. Daha sonra Google amblemini taşıyan ürünlerle onları kampus içinde reklam panosu gibi kullanmak fikirlerden birisiydi. Bir başka fikir GMail adı altında geçecek bir oyun günü düzenlemek, böylece Google’a insanları bir parça daha yaklaştırmak, ürünü daha doğrusu markayı sevmelerini sağlamaktı. Benim kişisel fikrim sorunun kökenine inilmesi gerektiğidir. Bugün birçok insan Hotmail kullanıyorsa bunun sebebi MSN’dir., MSN’e rakip olacak popülerlikteki bir anlık mesajlaşma hizmeti sunan bir programın varolmayışıdır. Google öncelikle GTalk’u iyileştirmeli. Teknik işlerden anlamam ama GTalk’a MSN kullanıcı adımla girdiğimde MSN listem ve Gtalk listemi kombine halde açan yani böyle bir şeyi destekleyen altyapıya sahip bir anlık mesajlaşma programı geçiş için iyi bir yöntem olabilir. Kullanıcı GTalk interface’ine alıştıktan sonra iki tarafı destekleyen altyapıdan GMail tarafında doğru bir kayış denenebilir. Lakin Hotmailin elinde tuttuğu pazara ilk giren olma avantajı Google’ı zorlayacak gibi gözüküyor. GMailin kullanımını arttırmasına yönelik bir diğer fikir de Türkiye’de sevilen beğenilen çizgikarakterler ile GMail’i birleştirecek bir çalışma ortaya sunmaktı. Kötü Kedi Şerafettin’in GMail kullanması gibi bir örnek de verildi. Lakin segment öyle çok daralıyor ki pazarlama başarılı olsa bile getirisi çok az bir miktar olacak diye düşünüyorum.


Google Maps için de Türkiye için haritanın geliştirilmesi önerisi yapıldı, ayrıca yerel trafik yoğunluğu bilgilerinin işlenmesi, metroda LCD ekranlarda Google Maps hizmetinin sunulması önerildi. I-Phone’larda önceden Google Maps yüklenmesi önerisi getirildi.

Özetleyecek olursak, 2 saatlik bir süre içinde Google çalışanları taze beyinlerden, ki bunlar aynı zamanda Google’a dışarıdan bakan 3. göz olma özelliğine sahipler, taze fikirler edindi. Hem Google reklamını yapılabilecek en güzel şekilde yaptı, hem promosyon ürünler vererek gençleri sevindirdi ve onları birer reklam panosu olarak kullanma şansına erişti. Hem de biz bu fikirlerimizi herhangi bir karşılığı olmadan onlara verivermiş olduk. Ben zaten bütün fikirlerimi vermedim. Ayrıca İngilizce olan sunumda kendine güvenmemesi gerektiği halde güvenen bir cici kızımız tüm konuşmasının içine ıhmmm uhmm sözcükleri ekleyerek, İngilizcesinin yetersizliği sebebiyle (Bunu mu demek istediniz? Acizliğine) garip kelimeleri yan yana getirerek grubunu zor duruma düşürmüştür. Kendisinin Bahçeşehir Üniversitesi Lisans öğrencisi olduğu haricinde başka bir bilgim yoktur. Konuşma esnasında işaret parmağıyla saçını oynaması sürekli çocuk gibi sallanması, ve kişi başı 1 dk olan süreyi 6 dakika kadar uzatması ile dinleyicileri bıktırmış, kamera nerde diye sağa sola bakmamıza sebep olan tavırlarıyla çok güldürmüştür. Son bombası ise “Thank you for your listeners” olmuştur. Fakat Eren Bey gayet iyi biçimde durumu idare etmiş en ufak bir eleştiri içerikli yorumda bulunmamıştır. Salon da alkışlayarak olgunlukla olayı kapatmıştır. Kendisinin toplumda azınlık olarak gördüğümüz kitleyi örneklem içerisinde temsil ettiğini düşünüyorum ve bir istatistiğin ıspatı olduğu için kendisiyle gurur duyuyorum :)

AdSense ile kazançlı günler

Salı, 17 Mart 2009

Google AdSense

Google AdSense

İnternetin yüzüyle daha yeni tanıştığım zamanları hatırlıyorum da tıkladıkça para kazanın, üye olun mail aldıkça para kazanın gibi internet yoluyla tasasız kazanç sağlamanızı vaad edenler vardı. Şimdi size sorsam , alacaklarınızın arkasında kapı gibi Google olsa oturduğunuz yerden para kazanmak ister misiniz?
Evet, Google’ın bir uygulaması olan AdSense sayesinde web site sahipleri kazanç elde edebilecekler. AdSense’ten bahsetmek gerekirse, site sahibinin sitesinde belirlediği bir alanı billboard gibi ayırıyor. Bu alanda Google’ın anlaşmalı şirketleri reklamlarını sergiliyor. Reklamların boy göstereceği alanın boyutları renk kombinasyonları site sahibi tarafından ayarlanabilecek. Yani görsellik açısından bir kaygınız olmasın.
AdSense’in diğer bannerlardan bir farkı var. Sitenizdeki ilgili sayfadaki yazı ne ise o içeriğe uygun olan reklamlar ekrandaki billboardınızda çıkacak. Mesela sağlıkla ilgili bir yazı varsa, yine sağlıklı yaşamla ilgili reklamlar o alanda boy gösterecek. Reklamlar da tercihiniz göre link, şirket adı, birkaç satır açıklayıcı reklam metni veya bunlar arasından sizin belirlediğiniz kombinasyonlar halinde oluşturulabilir.
Şimdi kazanç kısmını netleştirmek lazım. Sitenizde yer alan reklama her tıklandığında bu tık Google tarafından kaydedilecek. Bir başka deyişle her tık size kazanç olarak geri dönecek. Karıştırılmaması gereken bir konu var ki sitenize ziyaretçi geldikçe değil, ziyaretçi ilgili linke tıkladıkça siz kazanç elde edebilirsiniz.
Ödeme konusuna gelelim, siz banka hesabınızı Google’a veriyorsunuz, Google da ödemeyi bankanıza yapıyor. Ödeme aktarması için alacağınızın 100$a kadar birikmesi lazım, 100$’a erişinceye kadar mebla aktarılabilecek kadar büyümeyi bekliyor. Asla ve asla zaman aşımı söz konusu değil. İçiniz rahat olsun. Sizin yapmanız gereken sitenizi popüler hale getirmek, daha çok ziyaretçiyi sitenize çekmek.
Hemen harekete geçin ve bu fırsatı değerlendirin derim. AdSense’e başvurmak için hiç beklemeyin, buraya tıklayın yeter. Bu arada çakallık peşinde olan bazen zeki (!) arkadaşlarım, reklamlarına kendileri tıklamak sureti ile sahte ziyaretçi rolüne soyunabiliyor. Bu gibi durumları önleyen Adlogger diye tanımladığımız programlar piyasada çok yaygın olarak kullanılıyor bunu da belirtmeden geçmeyeyim aksi halde Google ile papaz olabilirsiniz. Etik olalım etik olduralım. Siz sadece sitenizi sık sık güncelleyin, yeni ilgi çekici konular bulun yani kendinizi iyi pazarlayın yeter. Kalanını ziyaretçilerinize bırakın.