‘Genel’ kategorisi için Arşiv

Organik Jean

Pazar, 07 Şubat 2010

Organik olmayı, doğal olmayı ilkin yiyeceklerde gördüğümü hatırlıyorum. Hafızam yanıltmıyorsa tabii.. Daha sonra birçok şirket çevreyle dost, dönüşüme elverişli ürünler kullanarak ‘yeşil’ olma yolunda ilerledi. Derken birileri organik tişört çıkartık dedi, olay tekstile geçti. Organik ev de duyduk (Yeniliyor mu ne yani diyesi geliyor insanın..)

Ben bu haberi görünce hem güldüm hem de ilginç geldi ve paylaşayım dedim.
Şimdi organik tekstil ürünleri ilk aklıma geldiği gibi yenilebilir demek değil, üretiminde kullanılan koton yani pamuk bu galiba, tamamen doğal olarak üretilmiş oluyor bu sebepten üretilen ürün de organik olarak adlandırılıyor.
Organik tekstil ürünleri pazarda zaten mevcuttu bu çok yeni birşey değil. Hatta birkaç bilinir blucin markası da organik blucin ile pazarda bulunuyor. Fakat Brezilyalı blucin markası Tristar ilginç birşey yapmış. sadece organik olarak yetişen pamukları kullanmıyorlar..

P.S: Organik olmayan pamuk üretiminde 3x zirai ilaç kullanılıyor. Organik pamuk üretiminde 1x zirai ilaç kullanılıyor. Ayrıca yıkama işlemince kullanılan su da az oluyor. Net kar: 2x daha az zirai ilaç kullanılıyor + su tasarrufu

Jean’i buzdolabına atıyorsunuz 24 saat içinde bütün bakteriler ölüyor. Yıkama yok. Ayrıca bu dondurma – çözdürme işlemi ile kotun dokusu yumuşuyor ve her seferinde ilk formuna kavuşuyor, güzelleşiyormuş.


Fikir ilginç ama işlevsellik kısmına bakmak istiyorum? E pislik kir pas ne olacak? Lekeler falan?
Bu dondurucuya atma sağlam lekelerden kurtulmanıza yaramıyor. Çok kirlenince yıkamak lazım.. Fakat kullanıcılar detaylara önem veriyorlar ve bu da bir detay. Nasıl ki yırtık, taşlanmış, desenli gibi birçok tür var, bu da başka bir özellikli… Işıklısı seslisi de çıkar.. Ayrıca kotun üstüne makarna sosu döktüyseniz tersini çevirip giyebiliyorsunuz. Her iki tarafı kirlenince artık mecbur yıkayacaksınız..

Marka’nın sahibi Jandira Barone’a göre kotlar organik pamukla üretilmiş olan Brezilya ürünü olmanın dışında kimyasal ve su kullanımının minimizi edildiği doğayla dost bir ürün. Çünkü kot yapımında kullanılan Top 9 kimyasalın 5′i kanserojenmiş. Barone bu noktaya değinerek markanın yeşil’e olan bağlantısını vurguluyor..

Bu arada kotun satış fiyatı 150 dolar. Ve yine bu alerjen bünyeler, doğa dostu olup fark ödemek isteyenler dışında kimler alır ben bilemedim. Ama ilginç mi? ilginç.. Durum böyle giderse evlere alınacak yeni gereçlerimiz:
Bir adet kıyafet dondurucusu, raflı.. çorap bölmeli… (dondurucu, ozona zarar)
Kot ısıtıcısı (bunun kışı da var sonuçta..)
Veya kotu mikrodalga fırında ısıtmak gibi yeni deneyler..

Lüks Markalar Müşterilerine İnternet Yoluyla Ulaşıyor

Cumartesi, 05 Aralık 2009


Tüketicinin genel profilini bakıldığı zaman ortalama yaş oranının düştüğünü gözlemleyebilirsiniz. Hal böyle olunca da internet ve sosyal iletişim ağları (Facebook, Twitter vb.) lüks markaların pazar yeri haline geliyor. Artık lüks marka olarak bildiğimiz markalar internetin satışlarındaki öneminin farkındalar.

Emanuel Ungaro’nun CEO’su Mounir Moufarrige yaptığı bir açıklamada insanların özellikle Facebook ve Twitter ile meşgul olarak internette daha çok zaman geçirdiğine dikkati çekerek internetin önemli bir pazar olduğunu vurguluyor.

Bunun yanısıra modanın devleri olan Louis Vuitton, Dolce & Gabbana and Alexander McQueen de defilelerini 2009 Eylül ayında internette yayınlayarak bu kervana ayak uydurmaya çalışanlardan oldular. Facebook’ta yeni markaların, moda evlerinin ve bir sürü diğer markanın hayranlarının olduğu gruplar kuruldu. Yani bu akım güçlenerek devam ediyor.

Moda yaratan markalar blogcuların önemini kavradı ve müşteri çekebilmek için, o blog okuyucularını potansiyel müşerilerine dahil etmek için blog yazarlarını baş köşeye koydular.

Gucci markasının tasarımcısı Frida Giannini bu akımla paralel olarak Berlin’deki bir konferansta markanın müşteriye açıldığı oranda benimseneceğini söylemiş.

Online satışlar ile tasarımcılar müşteri ile aracı olmadan temas kurabiliyorlar. Prada müşterilerine ürünler mağazaya gitmeden önce onları görme ve sahip olabilme şansını sunuyor.

Prada’nın CEO’su Patrizio Bertelli, İtalyan basınına verdiği demeçte şöyle demiş:

Önümüzdeki 5 yıl içerisinde, Amerika sınırları içinde moda ile ilişkili ürünlerin %30′u internet üzerinden satılır hale gelecek.

Amerika düşünüldüğünde internetten alışveriş yapmaya meğilli olan bir topluluk var elimizde. Türkiye’yi ele alırsak %30′un yüksek bir rakam olduğunu düşünüyorum fakat genç nüfusun tüketim potansiyelini ve marka düşkünlüğünü göz önünde bulundurunca, Küçük Amerika’nın bu orana yakın bir yüzde tutturacağından şüphem yok.

Apple ve Disney el ele

Pazartesi, 19 Ekim 2009

Apple ve Disney’in yeni ortaklıkları sayesinde çocuklar Orlando veya Anaheim’a gitmek yerine Apple mağazalarına uğrayarak Disney’in büyülü dünyasını görme şansına erişecekler!

Times’daki habere göre Disney, Apple’ın da desteği ile mağaza başına önümüzdeki 5 yıla yayacak şekilde 1 milyon $’lık harcama yapacak. Şu anda Apple ve Disney birbirlerinin uzmanlık alanlarını masaya yatırmışlar ve yol çiziyorlarmış. Steve Jobs Apple’ın delişimi ve işleyisi ile ilgiği tüm konularda Disney’e kapılarını sonuna kadar açmış. Disney yetkilileri Apple’ın araştırma ve operasyonlarını yürüttüğü Cupertino’ya gitmiş. Steve Jobs, Disney’den prototip olacak birmağaza oluşturmasını istemiş.

Bu ortaklık en çok Disney’e yarayacak gibi gözüküyor. Disney’in dünya çapındaki satışları geçen yıl 30 milyar dolar’ı bulmuştu. Fakat Apple mağazasının hiç de göz ardı edilemeyecek, AVM içindeki dükkanlar arasında metrekare başına yapılan en yüksek satışın sahibi olmak gibi bir ünvanı var.

Starbucks iPhone uygulaması ile barkodla ödeme yapma imkanı sunuyormuş!

Pazar, 11 Ekim 2009

Starbucks bildiğiniz gibi Amerika’da ortaya çıkmıştır. Alışkanlıklarını pek değiştirmeyen kısmen tembel olan Amerikan halkının hayatına, İtalyan yaşamının bir parçası olan Caffe Latte’yi getirmiş ve bu şekile Amerikalı’nın hayatına girmiştir. Starbucks artık yalnızca Amerika’da değil birçok ülkede bir marka haline gelmiştir. Bağdat caddesinde ben gördükten sonra yenileri eklenmediyse son kertede 3 adet Starbucks var diye biliyorum.

Starbucks son olarak ne gibi bir yeniliğe imza atmış biliyor musunuz?   iPhone’unuz ile kahve satın almanızı sağlayacak bir düzenek kuruyormuş!

Starbucks’ın iPhone ile olan iki uygulaması varmış. Birincisi GPS sistemi ile yakındaki Starbucksları görmenizi sağlıyormuş. Ayrıca menüye göz atabiliyorsunuz, fiyatlara bakabiliyorsunuz ve açılış kapanış saatlerini görebiliyorsunuz. Aman aman birşey yok çok temel bir uygulama.

Uygulamanın ikinci kısmı daha güzel. iPhone ve iPo Touch’u olan şanslı insanlar mağaza içinde hop diye ödeme yapabiliyor. Ayrıca bu uygulama ile hediye kartınızda kalan tutarı öğrenebiliyor, bu karta yükleme yapabiliyorsunuz. Bunun içinde kasiyere barkodunuzu göstermeniz kafi. Bu telefondan barkod okutma sistemini check-in sırasında yapan havayolu şirketleri varmış. Yani tüm sektörlere kayabilecek birşey. Yalnız Amerika, mobil ödeme yapan müşteri sıralamasında çok da liste başı olmayan bir ülkeymiş :) Yani fikir iyi olsa bile bu pazarda tutacak mı tutmayacak mı insan biraz düşünür :)

Bu uygulamayı ülke geneline yayma kararını almadan önce müşterilerin tepkilerini ölçmeyi planlıyorlarmış. Haydi bakalım rast gele.

Haberi okuduğum kaynağa göre Starbucks piyasada tutunmaya çabalıyor ve durumlar pek de iyi değil. Pazara tutunabilmek için birçok yeni yöntem deniyormuş ve aradığı taze kan bu iPhone uygulaması olabilir diye düşünülüyor. Açıkçası bana pek de uzun vadeli bir yenilik gibi gelmedi. Planlanana göre kişinin hediye kartı olması sürekli Starbucks’a gelmesini sağlayacakmış ve GPS de kişinin marka ile etkileşimini canlı tutacakmış.
Koskoca Starbucks’ın aklına gelen bu mudur diye düşünüyordum ve araştırdım. Araştırırken gördüm ki Starbucks başka şeyler de denemiş:

Starbuck Amerika’daki kimi mağazalarının kepenklerini indirmiş. Yani hep yeni mağaza açması ile bilinen yer biraz darbe almış. Ve yeni bir tarz denemişler:r markayıkama (brandwashing) denemesi yapıyorlarmış. Hani kenarda köşede gördüğümüz Ali’nin yeri Yasmin’in kafesi gibi küçük yerler olur ya, kendi dekorasyonu kendine has havası çiçekleriyle falan.. Starbucks da o tarzı denemiş. Glasgowda gördüğüm Starbucks’ı hatırlıyorum da o yeşil üstüne beyaz yazılarla ve malum logosu ile görmedim hiç Starbucks’ı. Ortama uyum sağlamış şirin bir havaya bürünmüştü. Demek ki henüz Türkiye’de bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissetmemişler..


iPhone uygulamasına geri dönersek, hala ciddi anlamda barkod ödemesini hayata geçireceği kesin olmasa da müşterileri cep telefonuya ödeme yapmaya alıştırma fikri Starbucks gibi bir işletme için güzel olabilir.

Logolar neydi ne oldu

Salı, 15 Eylül 2009

Hani bazen insan eski albümleri açar da aa bak saçlarım da şöyleymiş. Senin pantolon da dar ve ispanyol paçaymış. Senin gözlükler de şöyle böyle derken güleriz ederiz geçmişi hatırlarız.

Ey okuyucu, markaların da böyle resim albümleri yok mu sanki? Ben de dedim ki araştırayım bakalım teknoloji dünyasına gireyim eski defterleri kucalayayım..
İşte bulduklarım:

Adobe Systems


Apple


Canon
IBM

Microsoft

Nokia’nın hikayesi

Salı, 15 Eylül 2009

Nokia piyasa çıktığı ilk zamanlarda yani cep telefonu üretimi ile pek alakadar sayılmazdı. Nerelerden geçti geldi ve tahtına oturdu sizlerle paylaşayım istedim. Yukarıda görmüş olduğunuz logolar Nokia’ya ait. Her sektörde farklı bir logo kullanmıştır.

İşte Nokia’nun hayat hikayesi:


1865 Fredrik Idestam ile Nokianvirta nehri yakınında kağıt fabrikası olarak başladı. Yukarıdaki fotoğrafta fabrikayı göreceksiniz. 1967′ye kadar böyle devam etti. Sanayide büyük bir güç haline geldikten sonra bir kablo üreticisi firma ve bir kauçuk üreticisi firme ile birleşerek Nokia şirketi kurulmuş oldu.

Yani 1865 Finalndiya’da kağıt fabirkası, 1898 Fin kökenli kauçuk işletmesi, 1912 Fin kökenli kablo üreticisi olmuştur. Elektronik sektörüne geçisi ise 1960′ta başlamış ve devam etmiştir.

1960: Elektronikle ilgili dala geçiş gerçekleşti.
1962: İlk iç mekan elektrik aparatları üretimi gerçekleşti. Kaynağıma göre nükleer elektrik santralinde akım vuruşu (pulse) analiz cihazı’ydı bu.
1979: Mobira Oy, ismi ile bilinen radyo telefon şirketi ile Salora (Finli televizyon üreticisi) ile Nokia’nın ortak olması sonucunda kurulur.
1981: İskandinav cep telefonu ile ilk uluslararası ağ kurulur.
1984: Nokia Mobira Talkman isminde ilk taşınabilir telefonu üretir.
1987: Mobira Cityman, ilk elle tutulabilen NMT(Nordic Mobile Telephone yani İskandinav cep telefonu) piyasaya sürülür.
1991: Nokia dünyanın ilk GSM aramasını gerçekleştirir.

1992: Nokia’nın telekomunikasyon işine odaklanmaya karar verdiği yıldır. Bu yıl Nokia için çok önemli stratejik kararların verildiği bir yıl olmuştur. Ayrıca Nokia 1011 bu yılda üretilmiştir.
1994: Nokia’nın şu tipik melodisi varya, işte ilk Nokia 2100 ile başlamış.
1997: Nokia 6110 ile Snake (Yılan) oyunu ile tanıştık.
1999: WAP’lı ilk telefon üretilir Nokia 7110

Hala elimde bu telefondan var isteyen olursa fiyatta anlaşabiliriz. Hani kapağı kızaklı çok karizmatik. Orta tuş da tekerlek mantığında dönüyor.

2002: İlk 3G’li telefon 6650 bu yılda piyasaya sunulmuş. Bize 3G’nin gelişi 2009 sonu. Farka bakar mısınız 7 sene geriden geliyoruz.

Ve işte 2003′te N-Gage ile çok oyunculu oyunlar oynamaya başladık 2005 yılında da N serisi piyasaya sunuldu.

2008′e geldiğimizde ise Nokia dünyada 5. en değerli marka konumundadır.

Neden bu kadar ucuz?

Pazar, 13 Eylül 2009

Sevgili not defteri,

Hep merak ederdim. Bilmemne marka çiçek yağına neden bu derece şok bir indirim uyguluyorlar? Neden bu karar ucuz? Bu işletme neden her ay kimi ürünlerde şok indirimler yapıyor?

Cevabı basit. İşletmeye bu indirimdeki ürünleri almaya gelen müşteri el boş dönmüyor. İndirimde olmayan ondan bundan şundan da alıyor. Bu sayede insan trafiği artıyor, uzun vadede ekonomi canlanıyor :P


Kimi yerlerde bu tür şok indirimler alış fiyatı=satış fiyatı şeklinde oluyor. Örnek vereyim Metro Gross Market :) Metro’nun hedef kitleri toptan alım yapanlardır fakat bu tür şok indirimlerde mağazaların toplu satış yapması yasaklanıyor. Bu sayede perakende alım yapanları markete çekmeye çalışıyorlar. Bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda alışverişe gelenler 1 adet indirimli ürün alıyorsa sepetin kalanı başka şeylerde doluyor. Bu sayede müşteri ve mağaza arasındaki ilişki tazelenmiş oluyor…

Tatlı promosyon araçları

Cuma, 11 Eylül 2009

Staj yaparken müdürüm aşağıda gördüğünüz gibi bir saksı kucağında, üstünde uzun çubuklara takılmış gül şeklinde brownie’lerle geldi ve bir tanesini verdi zorla da yedirmişti.

Hem tadı çok güzel hem de fikir çok güzel. Müdürüm sağolsun eşinin yaptığını söyleyerek kandırmış bizi. Bugun internette gezinirken bu ürünlerin reklamına rastladım. Şekilli kekler, şekerli meyva sepetleri ve çok farklı şeyler yapıyorlar. Firmaların logosu şeklinde böyle birşey yapıp bir açılışa gönderebilirilebilir. Veya fuar oluyorda standa bu ürün yerleştirilebilir. Bir fuar alanında dikkati stadınıza çekmenize yarayabilir. Bireysel olarak hediye almak isteyenler için veya merak edenler için site: http://www.bonnyfood.com

Daha önceki stajımda da fuar hazırlıkları yaparken promosyon ürün siparişi verecektik. Teklif aldığımız satıcıları görüşmeye çağırmıştık. O sırada firmaların logolarınden şeker yapan bir firma görüşmeye gelmişti. Bu fikir de kek fikrine benziyor hem de maliyeti düşük. Aşağıda Vodafone ve Metro Fm’e ait iki adet şekerden logo’yu görüyorsunuz.

Nasıl Başardılar?

Perşembe, 20 Ağustos 2009

Forbes dergisi Ağustos 2009 (8.sayı) ek olarak çok güzel bir kitap veriyor. “Global markalar nasıl başardılar” bence okumanızda yarar var. Hangi şirketleri anlatmış derseniz; Adidas, Billabong, Cloudy Bay, Coca-Cola, Green Black’s, KFC, Pizza Hut, Volvo Cars, Dorling Kindersley, Hilton Hotels, IKEA, Apple, BlackBerry, Nintendo, Nokia, Sony, Bebo ve Google sayılabilir.

Aa ben bunu biliyordum diyenlerin olacağı ufak tefek şeylerden bahsedeyim.

Adidas’ın önceki adı Dassler’di. İkinci dünya savaşından sonra iki kardeşin yürüttüğü Dassler içinde bir anlaşmazlık oldu ve Adolf(Adi) Dassler’in kardeşi Rudolf şu anda Puma olarak bildiğimiz ayakkabı firmasını açtı. Ayrıca spor promosyonunu kullanan ilk şirket Adidas’tır. 1936 Berlin Olimpiyatlarında Alman sporcuların markası olmak Adidas’a yetmez ve ulusal atletlere Dassler ayakkabıları giydirilir.

Coca-Cola ise Noel babanın normalde yeşil olan kıyafetini kendi rengi olan kırmızı ile değiştirmiştir. Bu yüzden noel baba’nın kıyafetleri hep kırmızıdır. Ayrıca Coca-Cola Jacobs Eczanesi’nin bardağını 5 sente sattığı, morfin bağımlılığı, hazımsızlık, sinir hastalığı, bağ ağrısı, iktidarsızlık gibi sorunları tedavi eden bir ilaçmış. 1905 yılına kadar tıbbi etkileri sebebiyle içinde kokain bulunmaktaymış. Ayrıca Coca-COla’nın şimdiki CEO’su Muhtar Kent bir Türk’tür :)

KFC’nin kızarmış tavuklarının sırrı 11 baharat ve sebze karışımı ve pişirme şeklinde gizlidir. Gizli tarif Kentucky, Louisville’de bir kasa’da saklanmaktadır ve sadece birkça insan tarifin içeriğini bilmektedir.


Pizza Hut’ın ortaya çıkışındaki temel amaç Kansas, Witchia Üniversitesi’nde okuyan Dan ve Frank Carney kardeşlerin üniversite masraflarını karşılama istekleriydi. 4 yıldan sonra bu işin masraf karşılamaktan daha öte birşey olduklarını fark ederler ve olaylar gelişir.

Tüm kitabı anlatmayacağımı belirtmişim, bu kadar ip ucu sizleri meraklandırmaya yeter umarım.

Bir staj daha geçti gitti…

Çarşamba, 19 Ağustos 2009

Uzun süredir bloguma bir yazı yazamadım. Genelde ciddi konular seçerek devam etmeyi planlamıştım, ama birçok planın planlandığı gibi gitmediği varsayılırsa ben de bir standart sapma oldum denebilir.

Geçtiğimiz hafta cuma yani 7 Ağustos, 7 haftalık stajımın son günüydü. Metro Cash & Carry’de Pazarlama Stajyeri olarak 7 hafta boyunca çalıştım. Bu süre içinde çok şey öğrendim. 2008 yılı yaz stajlarında arkadaşlarımdan sürekli fotokopi çektiklerini, kahve çay yaptıklarını ve en kötüsü de boş durduklarını duymuştum. Benim başıma gelen de yarı yarıya aynısıydı.

Bu sene başvurduğum şirketlere çok özen gösterdim. Ama sonuçta stajyer alımlarını ciddiye alan sayılı şirket var ve yalnızca onlar stajyerlerine gerçek anlamda değer veriyorlar yatırım yapıyorlar. O olmadı bu olmadı açıkta kaldım derken bir anda Metro’da buldum kendimi. Beklentilerimi ortalama olarak karşılayan bir stajdı. Sonuç olarak memnun kaldım.

Metro Cash & Carry’de satın alma bölümünde staj yapan arkadaşlarımın anlattıklarına göre bana verilen ve görev ve sorumluluklara onlara verilenler arasında büyük fark vardı. Onlara el oyalayıcı ve bir yeti gerektirmeyen basit işler vermişler. Sorumluluk verdikleri durumlar da yok denecek kadar azmış.

O bölümdeki stajyer arkadaşları çay ve kahve’den sorumlu bakan haline getirmişler. İşin ilginci o arkadaşlar bunu hiç yadırgamıyorlardı. Şöyle bir olayı aktarayım. Çalışanlardan birisi kahve termosuna yaklaşır, termosu eli ile kavrar “Bu soğumuş mu?” der. Stajyerin yüzüne bakılarak bir cevap aranır. Stajyer de hayır sıcak yeni doldurdum der.

Bilgilerimizi tazeleyelim köşesi: Termosun çalışma mantığını kısaca anımsamak gerekirse: Termosun çalışma mantığı ısı alışverişini engellemek üzerine kurulmuştur. Termos iç içe konulmuş iki hazneden oluşur. iki hazne arasında bir boşluk vardır ve bu boşluğun havası alınmıştır. Bu sayede iç haznedeki sıvı hava ile ısı alışverişinde bulunamaz. Böylelikle içindeki sıvının ısısı her ne ise o derecede olabildiğince sabit kalır. Bu durumda termosa dışarıdan ellendiğinda sıcak/soğuk diye bir yorumda bulunmak mümkün olmayacaktır.

İrdelemek istediğim noktaya gelelim… Böyle bir muameleye izin veren stajyer mi hatalıdır, yoksa çalışanlar stajyerleri mutfak görevlisi fotokopici vs. gibi özel bir yeti gerektirmeyen işlerin sorumlusu olarak gördükleri için çalışanlarda mı hata aramalı?

Eğer stajyer kendine güveniyorsa ayak işlerini yapmayı reddetmelidir. Ve bunu da açık ve kibar bir dille belli etmelidir. Gerektikçe de tekrar etmelidir. Eğer size çaycı gözüyle bakılıyorsa mesela her sabah çay kahve bekleniyorsa bunun stajyerin işi olmadığı belirtilmelidir. Stajyerin bu tavrı bir nevi risktir. Ama opsiyon borsası gibi bakmak lazım :) Kaybedecekleriniz sınırlıdır ama kazancınız sonsuzdur. Saygınlık kazanmanızı sağlar, dikkat çekersiniz, ciddiye alınırsınız. Sizi kendi sorumluluğuna alıp görev vermek isteyenler çıkabilir. Çalışanların gözündeki stajyer=hizmetkar imajını silmek için hep de karşı taraftan beklememek lazım biraz da hak aramak talep etmek lazım. Kaybedeck olursanız da bir grup insana garsonluk yapma zevkinden mahrum kalacak, tatilinizden çalıp verdiğiniz zamanı geri alacaksınız.

Olur ya, tavrınızı koydunuz ve ciddiye alındınız. Sorumlu olduğunuz kişine proje veya bir başka işte görev almak istediğinizi belirttiniz… Fakat hep bir geçiştirici bir kafa sallama ile günler günleri kovalıyor. Bu durumda insan kaynaklarına gidip durumu bildirmeniz, memnuniyetsizliğinizi dile getirmeniz gerekir. Stajyer alım sürecinde testlerden geçtiniz, kalbur üstünde kalmak için çaba sarfettiniz. Sonuçta geldiğiniz yerin size sunduğu vaad yerine getirilmiyorsa, en değerli şeyiniz yani zamanınız çalınıyor demektir. Bu yüzden hakkınızı arayın, size olan katkısı götürdüğü şeyden fazla ise o şeye emek vermenin pek bir anlamı yoktur diye düşünüyorum.